evet. sonunda bunu da hallettik; kendimize ait bir odaya kavuştuk..
çoğul yok aslında. ben ve kafamdakiler o odanın sahipleri.
şu daktilomu pek sevmekteyim.
"gling" sesiyle yeni bir satıra geçmenin muazzam keyfini sürmekteyim akşamüstlerinden başlayıp hava iyice kararıncaya kadar..
sadece 4 sayısını biriktirebildiğim ARIES dergilerinin ilk sayısından başlayıp hoşuma giden şeyleri biriktirmeye devam edeceğim sanırım.. kütüpanemi unutmuşum; onu da sevdiğimi hatırladım böylece..
insanın neyi sevdiğini hatırlaması güzel. her gün yeniden doğmanın ve yeniden ölmenin peşinden gittikçe boş hayallere kapılmanın, korkuların bir alemi olmadığını tekrar etmekteyim istemsizce..
sevgiler, ey ahali..
kim okuyor, kim gülüyor, kim umursamıyorsa..
("reha muhtar"vari olmaktan pek de hoşlanmadım şu esnada!!)
20090628
"Karıncaların istilasına uğruyor dizlerim
parmaklarının ucu bile değse
bunun ne olduğunu anlamaya çalışmaktan vazgeçtim
biri bana "deli" demeyecekse
ne olduğu apaçık ortadayken
bir aptalı oynamayı tercih etmekten başka çarenin olmayışı
dişlerimin kamaşmasına karışıp
evinin yolunu tutuyor.."
demiş çok aptal bir arkadaşım, ne ala..
hak vermek lazım..
parmaklarının ucu bile değse
bunun ne olduğunu anlamaya çalışmaktan vazgeçtim
biri bana "deli" demeyecekse
ne olduğu apaçık ortadayken
bir aptalı oynamayı tercih etmekten başka çarenin olmayışı
dişlerimin kamaşmasına karışıp
evinin yolunu tutuyor.."
demiş çok aptal bir arkadaşım, ne ala..
hak vermek lazım..
20090624
"You can't love anything more than something you miss."
Dün gece tüm o "seni çok özlüyorum" diye mailler, yazılar yazdığım insanları neden özlediğimi buldum..
Bağımsızca uçuştuğum günleri.. Tasarlamadan, sadece istediğim için yaptığım şeyleri..Onlarda ben varım.
Kurcalayacak bir şey yok pek..
Ben kendimi özlüyorum..
Dün gece tüm o "seni çok özlüyorum" diye mailler, yazılar yazdığım insanları neden özlediğimi buldum..
Bağımsızca uçuştuğum günleri.. Tasarlamadan, sadece istediğim için yaptığım şeyleri..Onlarda ben varım.
Kurcalayacak bir şey yok pek..
Ben kendimi özlüyorum..
20090623
Ben bir uçağım..
David Bowie'ye aşık olduğum zaman 7 yaşındaydım. En dar taytları çekip, en glam makyajını yaptığı dönemlerdi.
İlk görüşte etkilendiğim yegane adamlardan biridir "Mr. Bowie the noble king"..
Sonra şunu hatırlar gibi oluyorum:
Aslında aşık olduğum ilk erkek, "Chance".
Kim hatırlar bilmiyorum ama "Sarı Gül" adıyla TRT1'de izlediğimiz "The Yellow Rose" un Chance'inden, yani Sam Elliott'dan başkası değil bu adam..
İki ucun erkekleri. Biri pos bıyıklarını televizyon ekranından sallayıp küçücük kızların aklına at binme sevdaları sokarak etkilerken; diğeri '70'leri kalçalarında sallamış, kırıtarak şarkı söylerken ve "denemediği hiçbir şey olmadığını" iddia ederken Somalili manken İman'la evlenip hayallerimi yıkabilmiştir..
Pos bıyıklar, dar taytlar, geniş omuzlar, beyaz ten, güzel kirpikler, kara gözler, güzel bir gülüş, çiçeğin üzerindeki kelebek, doğuran bir kedi, atlar, köpek, toprak, bulutlar, gök yüzü, deniz, rüzgar, kum, çakıl, renkler ve kokular her yanımda dolaşırken ben bir evin bir odasında tıkılmak ve oralara bir yerlere, civarlara kök salmak istemiyorum..
Bana göre değil.
Kanatlarım varken kendime araba muamelesi yapmak istemiyorum..
İlk görüşte etkilendiğim yegane adamlardan biridir "Mr. Bowie the noble king"..
Sonra şunu hatırlar gibi oluyorum:
Aslında aşık olduğum ilk erkek, "Chance".
Kim hatırlar bilmiyorum ama "Sarı Gül" adıyla TRT1'de izlediğimiz "The Yellow Rose" un Chance'inden, yani Sam Elliott'dan başkası değil bu adam..
İki ucun erkekleri. Biri pos bıyıklarını televizyon ekranından sallayıp küçücük kızların aklına at binme sevdaları sokarak etkilerken; diğeri '70'leri kalçalarında sallamış, kırıtarak şarkı söylerken ve "denemediği hiçbir şey olmadığını" iddia ederken Somalili manken İman'la evlenip hayallerimi yıkabilmiştir..
Pos bıyıklar, dar taytlar, geniş omuzlar, beyaz ten, güzel kirpikler, kara gözler, güzel bir gülüş, çiçeğin üzerindeki kelebek, doğuran bir kedi, atlar, köpek, toprak, bulutlar, gök yüzü, deniz, rüzgar, kum, çakıl, renkler ve kokular her yanımda dolaşırken ben bir evin bir odasında tıkılmak ve oralara bir yerlere, civarlara kök salmak istemiyorum..
Bana göre değil.
Kanatlarım varken kendime araba muamelesi yapmak istemiyorum..
20090622
beach boys to bowie to a cappella groups..
god only knows what i'll be without you..
god only knows what i'll be without you..
god
only
knows
what
i'll
be
without
you..
does he really know what i'll be without you?
god only knows what i'll be without you..
god
only
knows
what
i'll
be
without
you..
does he really know what i'll be without you?
L2
priceless is the feeling
when we're chasing each other behind walls
and years
among the oldest of trees
such warm feeling comes in
when my mind's rhythm meets yours,
so lost it feels when i'm more than found
i've got nothing on my mind
for that i've become a victim of the fountain
with each drop you
dissolve bits of me
leaving my numbness
and bits of you behind..
220609
mid-day crisis
priceless is the feeling
when we're chasing each other behind walls
and years
among the oldest of trees
such warm feeling comes in
when my mind's rhythm meets yours,
so lost it feels when i'm more than found
i've got nothing on my mind
for that i've become a victim of the fountain
with each drop you
dissolve bits of me
leaving my numbness
and bits of you behind..
220609
mid-day crisis
20090620
lethe
tokalaşmakta olan iki adamın arasına süzülen
koca bir damla..
içinde bir vapur;
çınlayan düdüğünde yüzen bir martı..
gülücüklere boğarak
ellerimdeki yaralara
bu kadar iyi gelip de,
bu kadar da yakabilen bir büyü..
ipinin ucunu bir kaçırsam, peşisıra sürükleyecek
o koca balonun kaynağı; iki dudağının arasından
yayılan sıcaklığında bulduğum dingin kumsal;
uzanıyor aramıza köprülerini kurmaya korkan milimetreler boyunca..
190609
my fav. lateniteshow..
koca bir damla..
içinde bir vapur;
çınlayan düdüğünde yüzen bir martı..
gülücüklere boğarak
ellerimdeki yaralara
bu kadar iyi gelip de,
bu kadar da yakabilen bir büyü..
ipinin ucunu bir kaçırsam, peşisıra sürükleyecek
o koca balonun kaynağı; iki dudağının arasından
yayılan sıcaklığında bulduğum dingin kumsal;
uzanıyor aramıza köprülerini kurmaya korkan milimetreler boyunca..
190609
my fav. lateniteshow..
20090615
gulo gulo hayvanı
biraz da canlılardan bahsedelim, değil mi?
evet. sevme alışkanlığımı nispeten geri kazamış sayılırım.. artık biraz daha hisli gibiyim.
bir şeylere hala takoz gibi tepki veriyorum ama mesela geçen hafta komşunun camına sıkışarak ölen hamile kediyi rüyamda görebiliyorum.
demek ki, üzülmüşüm.. (böyle yorumlarsam kendimi daha iyi hissederim diye umarak)
artık uzaktakileri özlemiyorum. farkettim de onlara ölü muamelesi yapmanın bir alemi yok. hayatta olanları artık deliler gibi özlemiyorum. uzakta iseler, bir şekilde iletişim kanalı açıyorum; cevap gelirse ne ala.. gelmezse de "rahvan gitsin" modu..
"what more can i do? what more can i say to you" demiş mr. marley.
bir de tabii, yeni tanıştığım ve sağlam bağlar kurduğum insanlar var ki onlar işte tadı damağımda kalan hislere boğuyorlar beni.. günümü güzelleştirip kendimi harika hissetmemi sağlıyorlar. ne mutlu ki hala böyle muazzam insanlar var dünyada.
müzisyen olmalarına şaşmamalı bir yandan da.
neticede, bu bağlar sağlamlaştıkça daha da sağlıklı olduğumu görüyorum.. göremeyenlere de acil şifalar diliyorum..
evet. sevme alışkanlığımı nispeten geri kazamış sayılırım.. artık biraz daha hisli gibiyim.
bir şeylere hala takoz gibi tepki veriyorum ama mesela geçen hafta komşunun camına sıkışarak ölen hamile kediyi rüyamda görebiliyorum.
demek ki, üzülmüşüm.. (böyle yorumlarsam kendimi daha iyi hissederim diye umarak)
artık uzaktakileri özlemiyorum. farkettim de onlara ölü muamelesi yapmanın bir alemi yok. hayatta olanları artık deliler gibi özlemiyorum. uzakta iseler, bir şekilde iletişim kanalı açıyorum; cevap gelirse ne ala.. gelmezse de "rahvan gitsin" modu..
"what more can i do? what more can i say to you" demiş mr. marley.
bir de tabii, yeni tanıştığım ve sağlam bağlar kurduğum insanlar var ki onlar işte tadı damağımda kalan hislere boğuyorlar beni.. günümü güzelleştirip kendimi harika hissetmemi sağlıyorlar. ne mutlu ki hala böyle muazzam insanlar var dünyada.
müzisyen olmalarına şaşmamalı bir yandan da.
neticede, bu bağlar sağlamlaştıkça daha da sağlıklı olduğumu görüyorum.. göremeyenlere de acil şifalar diliyorum..
20090608
2 ölüyü morgda ziyaret ettim..
3 kere ölüye dokundum hayatımda.
4 tanesini mezara indirdim..
dün karşı apartmanın penceresine sıkışarak can vermiş bir kedi gördüm. karnındaki çocuklara üzüldüm, 5 dakika sonra yaptığım salatayı yiyebiliyordum..
takozlaşmışlıktan mıdır bu, yapacak bir şey olmayışını artık bir çoğundan daha çabuk kavrıyor oluşum mu, bilemiyorum..
üzüntüden mutfak tezgahına kapaklanmış sevgilimin yüzü bembeyaz olmuşken ben nasıl yemek yiyebiliyorum?
3 kere ölüye dokundum hayatımda.
4 tanesini mezara indirdim..
dün karşı apartmanın penceresine sıkışarak can vermiş bir kedi gördüm. karnındaki çocuklara üzüldüm, 5 dakika sonra yaptığım salatayı yiyebiliyordum..
takozlaşmışlıktan mıdır bu, yapacak bir şey olmayışını artık bir çoğundan daha çabuk kavrıyor oluşum mu, bilemiyorum..
üzüntüden mutfak tezgahına kapaklanmış sevgilimin yüzü bembeyaz olmuşken ben nasıl yemek yiyebiliyorum?
20090605
denizler kıyıya vurdukça; geri kaçar..
bunu yaşıyorum,
bunu anlatmaya çalışıyorum; o ise hala bön bön bana bakıyor.. hiçbir anlam veremeksizin..
beni tam olarak idrak edebilmesi için yaşadıklarımı sırayla yaşamasına gerek olmadan ve dışardan bakabilerek; daha ne yapmalı, ne kadar beklemeli?
bunun korkup geri çekilecek bir şey olmadığı nasıl anlatılmalı?
"seni düşünürüm
anamın kokusu gelir burnuma
dünya güzeli anamın
binmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü
sebebi ne
seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
sen böyle uzakken senin sesini duyup
yerimden fırlamamın sebebi ne?
diz çöküp bakarım ellerine
ellerine dokunmak isterim
dokunamam
arkasından camın
ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
alaca karanlığımda oynadığım dramın"
N.H. Ran
bunu anlatmaya çalışıyorum; o ise hala bön bön bana bakıyor.. hiçbir anlam veremeksizin..
beni tam olarak idrak edebilmesi için yaşadıklarımı sırayla yaşamasına gerek olmadan ve dışardan bakabilerek; daha ne yapmalı, ne kadar beklemeli?
bunun korkup geri çekilecek bir şey olmadığı nasıl anlatılmalı?
"seni düşünürüm
anamın kokusu gelir burnuma
dünya güzeli anamın
binmişsin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
fırdönersin eteklerinle saçların uçuşur
bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü
sebebi ne
seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
sen böyle uzakken senin sesini duyup
yerimden fırlamamın sebebi ne?
diz çöküp bakarım ellerine
ellerine dokunmak isterim
dokunamam
arkasından camın
ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
alaca karanlığımda oynadığım dramın"
N.H. Ran
20090602
kynesis
sonunda kafam durdu.
vücudum harekete geçti.
istediği şeyleri yapmaya, söylemeye başladı.
umursamadan, evet..
"yaşasın!" mı? bilmem? yaşayabilir mi?
vücudum harekete geçti.
istediği şeyleri yapmaya, söylemeye başladı.
umursamadan, evet..
"yaşasın!" mı? bilmem? yaşayabilir mi?
20090601
al sana elma püresi..
100 sene birbirimize bir laf dahi etmeden, hiç görüşmeden yaşayıp; 101. sene birden bire görüşüversek, aynen kaldığımız yerden devam edebileceğim türden nadir arkadaşlarımdan biri bana; hayatını planlamadığı, programlı işler peşinde koşup bir adım, bir ay, bir sene sonrasında nerede ne yapıyor olacağını bilemediği takdirde, sanki bir şeyler onu yakalayacak ve yutacak gibi hissettiğini söyledi.. Yaptığı şeyleri başarıyor, inanılmaz işler beceriyor, insanlarla süper iletişim içine girip kendini pek çok sevdiriyor da.. Onu ben başarılı bir insan olarak tanıdım; bu onun doğasında var. Böyle gidecek de..
Bu cesur özeleştiriyi işittiklerine, ne olup bittiğini anlamayan ve boş gözler ve yamuk bir ağızla, ayakları poposuna vurarak kaçan insanların idrak seviyelerini irdelemeyi çoktan bir kenara bırakmış olarak, sadece, bu işin -işten kastım bu özeleştiri yapabilme durumu, siz değerli psikolog efendilerin terminolojileriyle "insight"- "her babayiğidin harcı olmadığı"nı söyleyerek geçiştirmek istiyorum..
Gerçekleşmediğinde üzüldüğümüz şeylerin aslında gerçekleştiklerinde de hayatımıza muazzam bir değer katmadığını bildiğimiz ama her seferinde aynı çukura düşmekten adeta haz aldığımızı da tekrar tekrar göze sokmanın bir alemi yok, zira o konu hiç açılmayacak!! (anlayana italik saz..)
Bazılarımız böyle.
İfade etmezsek ölürüz. Rahat batar. Oramız buramız şişer.. Helyum gazı yutmuşcasına saçma sapan sesler çıkararak gün gelir patlayıveririz. O zaman daha çok üzülürsünüz.
O yüzden siz siz olun, ağzımızı açıp bişey söyleyecek olduğumuzda öyle hemen korkmayın, kaçmayın, celallenmeyin, kategorizasyona başlamayın..
"Bence sen..." ile başlayan yargı cümlelerinden şiddetle kaçının..
Birakın o hemen müdahale edeceğiniz şahıs bir bitirsin ifadesini, sonra kendinizi Alman mahkemelerindeki pos bıyıklı yargıç edasıyla salıverebilirsiniz üstüne.
Bir de şu var: Frekans meselesi.
Bazıları insanlarla konuşurken, "içini yansıtırken" ihtiyaç duyduğu frekansı hemen öyle yakalayamaz. Yüzeysel sohbetlerden daha derinlere akabiliyorsa düşünce ve konuşmalar, yavaş yavaş açar kendini, müsaade ederse girebilirsiniz onun dünyasına.
Bu tarz ilişkide olmadığımız insanlar bizimle gündelik sohbetler arasına şıkışmaktan öteye gidemeyecek ama aynı şekilde keyif alabildiğimiz insanlar olarak hayatımıza yer edecektir. Aksi istikamette başarılı bir şekilde dünyanızı gösterebildiğiniz insanlarla ise en tepede bahsettiğim gibi 100 sene görüşmeseniz bile sevginiz, saygınız ve frekansınız baki kalır. Şaşılacak bir şey yok.
Ha, gün gelir karşı taraf artık o frekansta değil de sizinle yepyeni ve alışık olmadığınız bir boyutta, diğerlerinden pek farkı kalmamışcasına iletişim kuruyorsa, ya o frekansı zaten hiç çok istememiş, üzerine sonradan giymiştir; ya da, basitce, artık "ihtiyacı kalmamıştır"..
İnsan ihtiyaçları vasıtastı ve neticesiyle yaşar, değil mi?
Ben bu "frekans" boyutunda haşır neşir olduğum tüm insanları tahmin edebileceklerinden daha fazla seviyorum, onların yokluğu bana boşluk hissi veriyor; özlüyorum..
Çünkü ben sadece onların yanında "hakiki ben" olabilip, kendimi denizde sırtüstü yatar vaziyette rahat bırakıp, huzurlu yaşayabiliyorum..
Hepsi kim olduklarını bildikleri için her birine teker teker sarılıyorum bu sanal alem el verdiği kadar..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)