the fish and the apple
were not a tasty couple
but however;
they dived into the water,
tumbled to double,
and they divided, too
and would you
imagine
these two
ran away and hid
before the grid
opened its mouth to gulp
all the water..
but the light in the air
pierced the grid's eyes
until the two were out of sight
for the rest of their hasty lives..
20091113
20091112
"her name is**"
insomnia, insomnia, insomnia,
that sleep wouldn't come to my phantasmagoria!
with heavy shoulders i crumble,
with weary eyes i stumble
queen mab's little fingers
have wakened me awake;
but one day, it'll all go and
she'd 'kiss me on the lids' once more,
and i'd rest for eternity..
the only place where i can be;
under the giant poplar tree,
"soon we'll be together
when she an i are free.."
country lyrics meet the boggling mind and sleepless thoughts..
there's more absurdity to come..
it's about a fish and an apple
but you'll see that a little later..
that sleep wouldn't come to my phantasmagoria!
with heavy shoulders i crumble,
with weary eyes i stumble
queen mab's little fingers
have wakened me awake;
but one day, it'll all go and
she'd 'kiss me on the lids' once more,
and i'd rest for eternity..
the only place where i can be;
under the giant poplar tree,
"soon we'll be together
when she an i are free.."
country lyrics meet the boggling mind and sleepless thoughts..
there's more absurdity to come..
it's about a fish and an apple
but you'll see that a little later..
20091030
medan du väntar
Undrar hur glad du är
undrar hur glad du är
I huset som är rent
tickar klockan på försent
du väntar på det sista man gör här
undrar hur glad du är
Undrar hur lätt du ler
undrar hur lätt du ler
om solen skiner in
om den skiner på ditt skinn
har en vacker dag med sig vad den ska
undrar hur lätt du ler
Kysst och smekt
vad har du lekt
din almanackas blad har täckt halva vår stad
medan du väntat
(solo)
Undrar hur nöjd du är
undrar hur nöjd du är
himlen är ju god
med smak av hemmagjord
men har du smakat allt som bjuds vid detta bord
undrar hur nöjd du är
Kysst och smekt
vad har du lekt
din almanackas blad har täckt halva vår stad
medan du väntat
…..
bu lisanı adamakıllı öğretebilecek biri varsa, öğrenmeye hazır olduğumu bilmeli..
undrar hur glad du är
I huset som är rent
tickar klockan på försent
du väntar på det sista man gör här
undrar hur glad du är
Undrar hur lätt du ler
undrar hur lätt du ler
om solen skiner in
om den skiner på ditt skinn
har en vacker dag med sig vad den ska
undrar hur lätt du ler
Kysst och smekt
vad har du lekt
din almanackas blad har täckt halva vår stad
medan du väntat
(solo)
Undrar hur nöjd du är
undrar hur nöjd du är
himlen är ju god
med smak av hemmagjord
men har du smakat allt som bjuds vid detta bord
undrar hur nöjd du är
Kysst och smekt
vad har du lekt
din almanackas blad har täckt halva vår stad
medan du väntat
…..
bu lisanı adamakıllı öğretebilecek biri varsa, öğrenmeye hazır olduğumu bilmeli..
20091026
durgun sazlıklar ve praevidentia ile alakalı: akıldan saniyenin 1/7864 kadar zamanda geçenler..
bana anlatılan şeylerin arka planındakiler konusunda ufak ufak öngörülerde bulunduğum zamanlarda, bu yaptığımdan utanmayla karışık içten içe korkardım. "hiç haddime değil böyle şeyler" diye düşünürdüm.. hislerimi hep bi' taraflara tıkıştırıp "eee, anlatsın bakalım" diye dinlerdim karşımdakini..
şimdi böyle gökten kocaman bir delik açılmışcasına ve kitaplarda tasvir edildiği gibi nur yağmacasına his yağıyor üzerime, gözlerim yanıyor "gör artık APTAAĞĞĞLLL" diye -o "ğ"yi yoğun bir şekilde okuyunuz- inliyor resmen koskoca evren..
evet, etkilenebiliyoruz küçüklüğümüze dair kapalı kutuları işaret eden olaylardan ve insanlardan.. iki çift güzel hikaye dinlemekten.. ama olayların arka planında gelişmekte olan şeylerden sözlü olarak hiç haberdar edilmesek de, bu koca kulaklar ve antenler bir şekilde çalışıyor ve o arka plandaki resmi deşifre etmeye yetiyor ufacık bilgiler.. tabii, biz birleştirmeyi tercih ettiğimiz sürece.
kısa ama şiddetli esen rüzgarın ardından, uzun süre hiç kımıldamaz sazlıklar..
sesi sedası kesilir. kurbağalar hareketsiz durur suyun üzerinde..
su kaplumbağası burnundan ufak hava kabarcıkları çıkararak süzülür, gider..
bizim hikaye de aynen böyle.
durgun dereden geçen şiddetli rüzgarın eşliğinde panayır yerine dönmüştü ortalık, eski tasına, eski hamamına selam edebilir şimdi..
ha bir de, unutmuştum bunu, geçen gün bir şekilde hatırladım:
"don't ever tell anybody anything.
if you do, you start missing everybody.." jds.
şimdi böyle gökten kocaman bir delik açılmışcasına ve kitaplarda tasvir edildiği gibi nur yağmacasına his yağıyor üzerime, gözlerim yanıyor "gör artık APTAAĞĞĞLLL" diye -o "ğ"yi yoğun bir şekilde okuyunuz- inliyor resmen koskoca evren..
evet, etkilenebiliyoruz küçüklüğümüze dair kapalı kutuları işaret eden olaylardan ve insanlardan.. iki çift güzel hikaye dinlemekten.. ama olayların arka planında gelişmekte olan şeylerden sözlü olarak hiç haberdar edilmesek de, bu koca kulaklar ve antenler bir şekilde çalışıyor ve o arka plandaki resmi deşifre etmeye yetiyor ufacık bilgiler.. tabii, biz birleştirmeyi tercih ettiğimiz sürece.
kısa ama şiddetli esen rüzgarın ardından, uzun süre hiç kımıldamaz sazlıklar..
sesi sedası kesilir. kurbağalar hareketsiz durur suyun üzerinde..
su kaplumbağası burnundan ufak hava kabarcıkları çıkararak süzülür, gider..
bizim hikaye de aynen böyle.
durgun dereden geçen şiddetli rüzgarın eşliğinde panayır yerine dönmüştü ortalık, eski tasına, eski hamamına selam edebilir şimdi..
ha bir de, unutmuştum bunu, geçen gün bir şekilde hatırladım:
"don't ever tell anybody anything.
if you do, you start missing everybody.." jds.
20091021
20091015
"başkalaşmadan, değişmeden, hareket etmeden duran ve hep aynı kalan bir şey söyle bana.."
"gerek var mı?"
"olmadığı için söyle zaten, uçsun gitsin söylediklerin.."
"....."
"ne oldu?"
"söyledim işte.."
"söylemedin ki, bir şey duymadım.."
"e, uçup gittiler demek ki.."
gidiyor işte böyle her şey uçarak, kaçarak, eskiyip, solarak, bozularak.. her ne ise..
ve kalıyoruz tek başınalığımız başımıza vurmuş bir halde..
adım adım ilerliyoruz tekrar eden spiraller içine..
ey "kaotik kozmoloji", kucakla bizleri!
"gerek var mı?"
"olmadığı için söyle zaten, uçsun gitsin söylediklerin.."
"....."
"ne oldu?"
"söyledim işte.."
"söylemedin ki, bir şey duymadım.."
"e, uçup gittiler demek ki.."
gidiyor işte böyle her şey uçarak, kaçarak, eskiyip, solarak, bozularak.. her ne ise..
ve kalıyoruz tek başınalığımız başımıza vurmuş bir halde..
adım adım ilerliyoruz tekrar eden spiraller içine..
ey "kaotik kozmoloji", kucakla bizleri!
20090925
bu sefer facile dictu..
Şimdi şöyle bir şey oldu, cumartesi günü anneannem öldü.
Ve bu demek oldu ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, babamın ilk eşinden doğma -uzun ömürler dilediğim- 3 abim ve Bursa'da çalışan kuzenim dışında, kan bağımın bulunduğu kimse kalmadı.
Ama bu bir taraftan da şu demek oldu ki, hayatıma dahil olmuş ve zaman geçirmekten hoşlandığım insanlarla, hali hazırda başka bir aile oluşturmuşuz ve bunu yaparken de biyolojik bağlantılara ihtiyaç duymamışız.
Ve bu yine şu demek oldu ki, birlikte yaşayacağımız insanları seçebiliyoruz. Birlikte yaşayamayacağımız insanları da seçiyoruz. Seçimler ve yaşantı yeterince bağlantıya sahipler..
Hayatımın bu evresinde, bir şeyleri tek başına yapmaya kalkmamdan ve yapmamdan; sorgusuz sualsiz hareket etmemden şikayet eden, alınan, bozulan veyahut şakşaklayan kesim; bunun bir phantasmagoriadan ziyade, bir gerçeklik olduğunu umarım idrak etmişlerdir.
Kendi tersliklerinin benim düzüm, kendi anormalliklerinin benim normalim olduğu ve tam tersi üzerine bir takım ufak kırıntıları -yine umuyorum ki- görmüşlerdir.
Şekillenmenin sonsuzluğu ve -bana sorarsanız- rehaveti içinde yaşamımı sürdürürken bir takım müdahalelerle sağa sola savrulduğum bir gerçek.
ve bunun nihayetinde bazıları hatırlar "non sum qualis eram" diye hayıflanmaktaydım..
Şimdi, yaşadıklarım üzerinde tekrar düşündüm ki aslında gayet de "sum qualis eram".
Ve beni; olmadığım, olamayacağım şekillerde görmek isteyenlerin, bu isteklerinin gerçekleştiğini görmelerine herhangi bir olanak yok. Üzgünüm.
Canlılara karşı duyduğum bitmek tükenmek bilmeyen sevginin yanı sıra; değişmem, başkalaşmam karşılığında alacağım sevgiye ihtiyacım olmadığını bilerek, hayatımı istediğim ve ihtiyacım olan şekilde yaşamam gerektiği dürtüsüne yenik düşmeye çabalamam, yersiz. Ben o değilim.
"nec tecum nec sine te"... "olmalı mı olmamalı mı? sorgularının arasında büründüğümüz trajik hal ve hayat, verdiğimiz bir cevap neticesinde yeni bir rota çizerek akıp gidecektir.
Şimdi bu kadar laklak ardından, merhemimizi başımıza sürme vakti gelmedi de ne oldu?
Ve bu demek oldu ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, babamın ilk eşinden doğma -uzun ömürler dilediğim- 3 abim ve Bursa'da çalışan kuzenim dışında, kan bağımın bulunduğu kimse kalmadı.
Ama bu bir taraftan da şu demek oldu ki, hayatıma dahil olmuş ve zaman geçirmekten hoşlandığım insanlarla, hali hazırda başka bir aile oluşturmuşuz ve bunu yaparken de biyolojik bağlantılara ihtiyaç duymamışız.
Ve bu yine şu demek oldu ki, birlikte yaşayacağımız insanları seçebiliyoruz. Birlikte yaşayamayacağımız insanları da seçiyoruz. Seçimler ve yaşantı yeterince bağlantıya sahipler..
Hayatımın bu evresinde, bir şeyleri tek başına yapmaya kalkmamdan ve yapmamdan; sorgusuz sualsiz hareket etmemden şikayet eden, alınan, bozulan veyahut şakşaklayan kesim; bunun bir phantasmagoriadan ziyade, bir gerçeklik olduğunu umarım idrak etmişlerdir.
Kendi tersliklerinin benim düzüm, kendi anormalliklerinin benim normalim olduğu ve tam tersi üzerine bir takım ufak kırıntıları -yine umuyorum ki- görmüşlerdir.
Şekillenmenin sonsuzluğu ve -bana sorarsanız- rehaveti içinde yaşamımı sürdürürken bir takım müdahalelerle sağa sola savrulduğum bir gerçek.
ve bunun nihayetinde bazıları hatırlar "non sum qualis eram" diye hayıflanmaktaydım..
Şimdi, yaşadıklarım üzerinde tekrar düşündüm ki aslında gayet de "sum qualis eram".
Ve beni; olmadığım, olamayacağım şekillerde görmek isteyenlerin, bu isteklerinin gerçekleştiğini görmelerine herhangi bir olanak yok. Üzgünüm.
Canlılara karşı duyduğum bitmek tükenmek bilmeyen sevginin yanı sıra; değişmem, başkalaşmam karşılığında alacağım sevgiye ihtiyacım olmadığını bilerek, hayatımı istediğim ve ihtiyacım olan şekilde yaşamam gerektiği dürtüsüne yenik düşmeye çabalamam, yersiz. Ben o değilim.
"nec tecum nec sine te"... "olmalı mı olmamalı mı? sorgularının arasında büründüğümüz trajik hal ve hayat, verdiğimiz bir cevap neticesinde yeni bir rota çizerek akıp gidecektir.
Şimdi bu kadar laklak ardından, merhemimizi başımıza sürme vakti gelmedi de ne oldu?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
