20080925

the yearning

i breathe
to swallow
the barbed wires in the air
i breathe
to revel
in the scent of your hair
i breathe
to touch the ground
from which you once pulled away
i breathe
to burn up the day
and finally, to reach you..

20080924

..

..ve bizler aslında hayatımızda sadece bir kişiye aşık oluyor; peşinden koşuyor ama yakalayamıyor olmanın verdiği enerjiyle de, bir sonraki günü yaşıyoruz..

20080923

"sentimentality my ass!"

bir koca cuma günü, romanya'ya yetiştirilecek malzeme için saç-baş yolarak, müşteriyle 40 dakika araliklarla (sabah 9 - aksam 7) konusarak geçti.


ben hep çok konuşurum, bazen lüzumsuz susarım, bilirsin.
bazen sen de anlat anlat anlat, içindekileri kabından taşır istiyorum..
belki de sen her şeyimi biliyorsun / ben anlatıyorum diye bilmukabele sormaya, merak etmeye hakkım varmış gibi mi hissediyorum, nedir?..
seni görünce çenem düşüyor; "ileri sar" butonuna basılmış gibi oluyorum.
komik görünüyordur dışardan; tahmin ederim..

özlemek çok enteresan bir duygu..
sana ait ama başkasına dair..
egosantrik yapımızın biraz aksine, başka biri için yapmıyor olsak da, tamamen başkasını "düşünerek" yaptığımız nadir şeylerden..

20080922

ifadeler

"kollarına atıldığında seni nasıl karşılayacağını bilmediğin sevgilindir deniz. sabahın ilk ışıklarında çıkılan uzun bir yolda seninle birlikte koşan hırçın bir kısrak gibidir bazen. bazen uysal bir eşlikçi, ne anlatırsan dinleyen bir dosttur, bazen inatçı bir çocuk gibidir zor sakinleşen. birbirinizin dilinden anlamaya başladığınızda, hiç bir yer onun koynundan daha rahat değildir, hiç bir kucaklaşma daha şefkatli olamaz. deniz, varoluşu asi, yabansı bir şeydir, nefes aldırması için onu anlamak gerekir. uzak kalınamayan bir şeydir, en çok sevgi anlarında insanın içinden dışarıya taşan bir şeydir, özlemi tarifsizdir.

denizi sevenler denizi olmayan yerde yaşayamaz, öyle yaz gelince durgun suların kollarında iki kulaç atmakla iflah olmaz hissederler kendilerini. deniz keyifle seyreylenen dışarıda bir güzellik değildir, öyle desem ihtişamına gölge düşürmüş oldurdum dostumun. keyifli anların eşlikçisidir, zor anların alın teridir, rüzgarın kardeşidir. bir tekne üzerinde uzun bir yolu hiç bitmeyecekmiş gibi giderken kendini bir olmuş hissettiğin yaşayan bir şeydir deniz, onsuz kalamadığın bir şeydir. onsuz kalamayacağım bir şeydir." demiş gone with the wind lakaplı ekşi yazar..

bu tanım üzerine söylenebilecek, tanımı perçinleyecek başka söz ben bulamıyorum..
bulan, gören varsa, şuraya yazıversin..

insanları da doğa şekilleri olarak kabul edebildiğimiz, görebildiğimiz, tanımlayıp algılayabildiğimiz gün sanırım daha yüksek seviyede oynayan oyuncular olabiliriz..

20080911

"the seldom seen kid"



Ne kadar güzel bir albüm olduğunu burda anlatmayacağım. Alın / indirin, dinleyin..
Seneler önce "Elbow" denildiğinde bakıyordunuz ya boş boş, bir hatırlayın..
İşte o Elbow yapmış bu albümü de..

"Aliciğim", teşekkür ederim!.. (in a very non-sarcastic way, that was..)
Tam olarak ne ve neler için teşekkür ettiğimi -yine- burda anlatmayacağım; zaten yüzüne de söylüyorum.

Yine bir baş aşağı gidiş döneminden geçerken, farkediyorum ki; daha fazla yazmak ve dökülmek lazım. Kime mi? Bilmem? Benim pek arkadaşım yok açıkcası artık. Şu yukarıda teşekkür ettiğim şahıs ve onun gibi, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan. arkadaş. kardeş. ne derseniz diyebilirsiniz.

Şu albümü dinlerken, zamanında ne kadar da "derinlemesine" ve kendini kaybedercesine aşık olduğumu düşünüp, sanki tekrar aynı hissiyat içindeymişcesine heyecanlandım..
Alışılagelmiş armonik yapıların biraz dışına çıkarak leziz sözlerle donatırsanız parçaları, epey keyfili oluyor bir koca albüm.

Hemen örnekler verelim, heyecanı katlayalım..

"We kissed like we invented it".
Kısa ve net değil mi?
Çarpıcı!

Şu da var:
"i have an audience with the pope
and i'm saving the world at 8..
but if she says she needs me, she says she needs me
everybody's gonna have to wait.."

daha ne desin mesela?

Gerisini kendiniz seçin, beğenin, benimseyin..

Bu kadar ..