20080829

en iyi arkadaşlarım nerdeler?

Biri Amerika'da biri de Karacaahmet Mezarlığı'nda..

Bana en iyi arkadaşlarımı hatırlatan her şeyle / herkesle hep temas halinde olsam bir şekilde yokluğu unutmam mümkün olabilir mi?
Tamamen unutsam bile hiçbir şeyden tat alamıyor olmamı nasıl yeneceğim?

Hayret ediyorum seneler önceki halime. Nasıl başkalaştım?
Kendime göre daha iyi olurken, etrafıma göre daha kötü nasıl olabildim?
Umrumda mı? Hayır.
Şu an hayatlarının herhangi bir detayından haberdar olmadığım insanların, onları aramadığım, sormadığım, onlarla görüşmediğim için beni işaret parmaklarını havalarda sallayarak suçlamaları, sessiz görüntüler olarak geçiyor gözümün önünden sadece.. Hiç düşünmüyorlar mı aslında onların da hayatımın herhangi bir detayından haberdar olmadıklarını?

Ben, ufak çemberim, çemberin içindekiler ve aldığım 3 kuruşluk haz ile sürdürmekteyim hayatımı. Daha fazlası yok.
Mümkün olan en kısa sürede sektör ve lokasyon değişikliğini de gerçekleştirip sırra kadem basmaktır en büyük hedefim.

Yaşlandıkça başkalaştığımızı idrak edemiyor olmanıza hayret ediyorum, eyyyy en iyi arkadaşlarım!

20080812




because,
when the sun shines, we'll shine together.
told you I'll be here forever,
said i'll always be a friend.
took an oath, ima stick it out till the end.
now that it's raining more than ever,
know that we'll still have each other.
you can stand under my umbrella.
you can stand under my umbrella, ella, ella, ey, ey, ey...

"tüm sevdiklerime gitsin" bu şarkı..


çok önemli postscriptum:
"gitsin" kelimesini yazmaya çalışırken, t yerine r'ye basmıştım ve o kelime "girsin" oluvermişti..
O şekliyle de güzeldi diye düşünüyorum ama, alınmaca gücenmece olmasın ve "gitsin".. :)

20080811

'ahşapev'

Şu an içinde çalıştığım binanın; çocukluğum, gençliğim ve yetişkinliğime olan temasının etkileri büyük. Yaşamım boyunca burda, bu evde ve bahçesinde geçirdiğim süre, toplam yaşam süremin ( 230.434 saat ) 1/4 ü ediyor deseler, inanırım..
Rüyalarımda da bu mekan etrafında dönen temalara artık aldırış dahi etmiyorum. Annemin ölüp ölüp dirilmesi, bahçede Frederick adında açık kumral, zayıf yapılı bir bahçıvanın olması, o bahçıvanın günün birinde "beni tinercilerden kurtarmak üzere" kapının önünde öpüvermesi gibi saçmalıkların ne demek olabileceğine kafa yormuyorum. Anlaşılan o ki, bu ev, bilincimin derinliklerindeki sular çekildiğinde ortaya çıkan bir adacık olmuş; sabah uyandığımda bir anlığına annemin hala hayatta olup olmadığı hakkında tereddüt etmeme dahi sebep olabiliyor.

Bir arkadaşımın tabiriyle "ilginç"leştiğim doğru. Kendisine göre öyle, ama bana göre ilginçleşmedim, (kendisine göre) başkalaştım. Tüm ortaokul ve lise yıllarımızı birlikte geçirmiş olmamıza rağmen, bir o kadar süreyi de birbirimizden ayrı yaşadık. Bu esnada başımıza gelenler bizlerin birbirimize "ilginç" görünmesine sebep olmasaydı daha "ilginç" olmaz mıydı?

Bu aralar rahatsızlığım sonsuz...
Keyif alamayışım, iliklerime kadar mutlu olmayışım sonsuz...
Yer değiştirmek istiyorum. Çünkü burası tamamen tükendi.
Tüm insani hırslar, olayıları sindirememeler, kıskançlık, konuşmada ve ifadede kötü üslup beni türümden o kadar soğutuyor ki, gidecek, kaçacak yer bulamıyorum.
O zaman genelde şunu düşünüyor oluyorum:

Nereye gidersem gideyim, en çok da her şeyi kaybettiğimi düşündüğüm anlarda, hatırlamam gereken tek yer bu ev!
Birbirimize daha uzun süredir ait olduğumuz başka hiçbir yer yok çünkü.
Kimseye anlatmadığım hislerimi sessizce izlemiş ve beni, camlarını serin rüzgarlar yüzüme çarpsın diye açarak teselli eden tek yer..
Ve sonra bakıyorum ki hiç de kaybolmuş değilim. Orda gayet net duruyorum.
Hedefim, ayak bastığım zemin, ilersi, geçmiş, etraf, her şey net.

İnsanların içinde kayboldukları çukurları yoktur. Öyle olduğunu sanarlar çünkü o çukurlar aslında, kendilerinde hali hazırda var olduğunu fark etmedikleri için gördüklerinde şaşkınlık ve korkuyla telaşa kapıldıkları derinlikleridir.
Her derinlikte sığ noktalar, her sığ noktada ışık, her ışığın ardında da hava vardır.

Bu arada, hala üzülmek ile vakit kaybeden tüm tanıdıklarıma söylemek istediğim tek şey var:
(burası biraz kişisel duyulabilir)
Üzüntünüz, kaybettiğiniz hiçbir şeyin umrunda değil arkadaşlar.
Çünkü aslında sizi üzen onlar değil.
Kaybolmadılar, ordalar. Üzüntünüzü -nefretle karıştırmayıp- ya doğru adreslere bildirin, ya da size "üzülüyorsunuz diye" yardım eden / etmeye çalışan insanlara şımarıkça çemkirmekten vazgeçin.. Onlar da bir ayrı ya!
Bu arada, aklınızı tamamen yitirmek istiyorsanız, size el sallıyorum. Güle güle gidiniz.

Sahip olabileceğiniz daha iyi hiçbir şey yok.
Aslında, sahip olabileceğiniz başka bir şey yok..

20080808

080808

Düğün salonları bugün dolup taşıyor.
Ve bu seferki panayırı kaçıranlar, seneye 9 Eylül'ü bekleyecek..

Maksat, toplumdan da izin almış olarak, doyasıya üremek değil mi?

20080807

Selam yabancı!

2 hafta tatile gittim, geldim, (yine) daha net görüyorum ki yaşanacak bir yer değil bu Istanbul..
Aldım elime haritayı, Türkiye'de beni hasta etmeyecek bir yer arıyorum..
Not: Yurtdışına çıkmak için gerekli uğraşlara kendimi atıverecek kadar çevik hissetmiyorum kendimi. çok yorgunum.

Marmara Bölgesi'nin diğer illerindeki müşterilerimizin, çalıştığımız kimselerin ya maddi / manevi ortalamanın altında, ya da çıkarları doğrultusunda ruhlarını satan yaratıklar olduklarını görüyorum, biliyorum. Bilhassa bu sektor dahilinde daha net farkedilebilen bir şey olabilir bu gerçi.

Az önce müşterisi olduğumuz bir gümrük firması dahilinde çalışan kadınlardan biri yüzüme "Ha, ben uyduruyorum değil mi?" diyerek telefonu kapattı.
Mevzu da kısaca şu: Ofisten 2 arkadaşın telefonunu istiyor, birini veriyorum, biraz sonra tekrar arayıp, verdiğim numaranın yanlış olduğunu, kendisine 00 yerine 42 dediğimi iddia ediyor. Ben de bu kadar abes bir hata yapmış olamayacağımı söylüyorum o da bana paragrafın başındaki cümleyi telaffuz edip telefonu kapatıyor. ben geri arıyorum, az once bir müsterisinin, bir sirket yetkilisinin yüzüne telefon kapattığını farkedip etmediğini soruyorum, "telefon kapandi" diyor, yemiyorum, "kapanmadı, sen kapattın." diyorum, karşılığını hemen, benim de kendisiyle çok ılımlı konuşmadığımı söyleyerek veriyor. Zeytinyağı modu. Benim de tepem iyice atıyor ve kendisinin müşterisi ve şirketimin yetkilisi olduğumu, şirketimizde kimsenin sekreterlik yapmadığını hatırlatıyor, çalışanların özel bilgilerini kendisine vermekle yükümlü olmadığımı söylüyorum. Kuru bir özür diliyor. Hala "ben haklıyım" dermişcesine.. Özrünü kabul ettiğimi ama bunun tekrarlanmasına izin vermeyeceğimi söylüyorum, birbirimize iyi akşamlar diliyoruz -o nasıl olabilecekse?- ve kapatıyoruz telefonu.

Bu konuşma esnasında bir ara da ağzında gevelediği yiyeceğin sesini işitmek durumunda kalıyorum.

Bunca eğitim alıyoruz, sosyal yaşam, görgü kuralları, nezaket, müşteri ilişkileri, hakkında sabahtan akşama kadar ahkam kesip duruyoruz.
Kendilerine olan güvensizlikleri, acemilikleriyle birlesince bu tarz kişilerden şimdiye kadar hiçbir yerde işitmediğimiz lafları işitip ters muamele görüyoruz.
Müşterisi olduğum insanlar bana hesap soruyor, suratıma telefon kapatıyor.
Hassiktiriniz ordan!


O yüzden, sevgili yurtdışında çalışan / okuyan arkadaşlarım;
Eğer babadan kalma, suya sabuna dokunmadan, size ayda 20 bin YTL'nin üzerinde gelir sağlayacak bir iş sahibi değilseniz, aynı şekilde epeyce yüklü varisler hele hiç değilseniz, şu an olduğunuz yerde mutluysanız ve gelecekte çok rahat edeceğiniz ve/veya kağıt-kalem ile hiç iştigal etmeyeceğiniz bir sektörde at koşturacaksanız, Istanbul'a dönmeyin!

Dönecekseniz de tatil için gelin, bizleri görün -zira özlüyoruz sizi eşekler gibi-, anlattığımız hikayeler rakı mezemiz olsun ama, "vatanmilletsakarya"yı yemiyor kimse artık...

Hepinizi sevgiyle öpüyorum.

20080806

oh, where can my baby be?

Döndük yine eski çukurumuza, pisliğimize, hiçbir şeyden rahatsızlık duymayan, hissizleşmiş ve içi boşalmış insanımızın kucağına..