20080131

bir yol belirleyici olarak tesadüf #1

"31.12.2006 gecesi, annem ve arkadasiyla evde oturmak yerine davet edildigim yere gitseydim, hicbir sey bugunku gibi olmayacakti.. Su an birlikte oldugum insanin, o zamanlar bir baskasiyla birlikte oldugunu gorecek ama bu durumu umursamayacaktim. Cunku daha once de ayni insanla, o daha da baska biriyle beraberken tanismis ve kendisine karsi herhangi bir hisse kapilmamistim. Benim icin o, sevdigim bir arkadasimin, adini cogunlukla unuttugum, kendisiyle ayni gün ayni sene dogmus oldugum kuzeniydi.. Dolayli yollardan onu taniyan, hatta ortak pek cok arkadasimiz vardi ama bunun farkinda bile degildik cünkü biz, hicbir zaman bilerek ayni ortamda bulunmamistik. Tanismamiz tamamen tesaduf eseriydi.
Bilerek ayni ortama girisimiz ile ortaya cikanlar ise, tamamen kendi secimlerimizle sekillendi..
Su an birlikte yasiyoruz ve yaslanip burusana kadar da birlikte olmayi istiyoruz.."


Bunun gibi mutlu sonla biten bir birlikteligi bozguna ugratacak hicbir sey olamazmis gibi geliyor uzaktan bakinca..

Peki ya nasil oluyor da, bu kadar cok sevip saydigimiz insanin, bizden onceki yasantisinda basina gelenler, birlikte oldugu insanlar, bizim hayatimiza girdiginde bir sorun olarak algilanip, kiskanclik ve gerginlik konusu edilip, hesabinin verilmesi gereken olaylar olarak karsimza cikabiliyor?
hayat, potansiyel rakipler ve rekabet ortamlarini algilayis bicmimiz yüzünden diyebilir miyiz?

Baskasinin özgürlügüne bilerek ve isteyerek tecavuz etmektir kiskanclik. Bir baskasinin özgürlügünün en az sizinki kadar degerli oldugunu düsünmeniz icin, karsinizdakini sevmeniz, ve saygideger bir varlik olduguna ikna olmus olmaniz gerekir. Bu ya sizin kendi icinizde, karsi tarafa bildirmeden yasadiginiz bir durumdur ya da karsiliklidir. Karsilikli olup da cinsellikle harmanlanan bir birliktelige, "ask" diyoruz kisaca..


..devami gelecek..

20080130

homo sapiens vs pms

"..ebeveynlerden biri hayattayken, digerinin yoklugunun verdigi yükü hayattaki ebeveyn ve sen aranizda ikiye bölebiliyorsunuz.
ama, ikisi birden ortadan kayboldugunda, o yükü ikiye bölecegin bir baskasi olmadigi icin, her seyi kendin üstleniyorsun.
o yükü seve seve ikiye bölmende yardim edecegini iddia eden birine de ilk once "hadi ordan" bakisi atiyorsun ama "peki hadi al bakalim bunu" diyorsun, güle oynaya aliyor yükü, 3 gün sonra, "ya bu biraz fazla geldi" diyor..
sen de "ben sana demistim kardesim, ver onu geri" diyosun..
tek basinalik bu iste.
iceri dönük bakmaya calistigimda,
tek basinaligim, kirilgan ve sert noktalarimin bilincinde oldugumu, ve onlari olduklari gibi kabul ettigimi düsündügümü görüyorum..
ikisi de zaman zaman agir basmak istiyor, aralarinda cekisiyorlar
ve ben genelde müsaade ediyorum buna cünkü onlarin da dengesi; sirali bir itis kakis yasamak.."

bu yukardakiler, mantik cercevesine oturtulmaya calisilmis, bir insanin belki de saniyenin 1/10'i kadar zamanda aklinin ucundan gecebilecek bir ozet kurgu..
sorunlarina ve karsilastigi zorluklara cozum getirmeye calisan, yapici bir takim düsünceler..
gelin gorun ki, bu sonuclara varabilecek yetiye ve idraka sahip bir bireyi yerden yere vurabilecek, adeta kendi benligi ve bilinci varmiscasina,
bireyin ciktigi tüm yollara engel koyacak nadir etkenler vardir..

bunlardan biri de: PMS (premenstruel sendrom)
nam-i diger: maddi, manevi, kültürel, entellektuel konumu ne olursa olsun, bir homo sapiens'in kafasina inen en buyuk balyoz..

20080116

shell silverstein

"all the woulda-coulda-shouldas layin´in the sun,
talkin´ 'bout the things they
woulda-coulda-shoulda done,
but all those
woulda-coulda-shouldas
all ran away and hid,
from one little did.."

ali terasyon.. / bir nevi bora zancıbaşı

beni sınardı ama sezemezdi..
seni sıyırdı ama sızdıramadı
düşüncelerini süzdü ama susturamadı
kalbini söktü ama seni sömüremedi..
ufukta unuttu ama ummadı,
usulca yaklaştı ama utanmadan,
uzun yollarında usanmadan, uslanmadan
bekleyenlerin ucuz numaralarına kanmadan..
fikrinin fesatlıklarını fısılda bana,
filizlense de filmlerdeki fırtınaların ferahlığı misali..

past tense..

"what i saw in you, which others never did, is my point of view of a sky with a clearer blue.."
020207

20080115

ayş sum

a: Sumucuk, naber nasılsın?
ben iyiyim ama bildiğin gibi biraz sinirliyim.. Keşke her şey bu kadar zor olmasaydı ama.. işte.. ne yaparsın..
Öpücükler ve sevgiler...

s: Hayatım her şey zor değil, bakış açısı önemli-
Ben de öpüyorum

20080111

liste

hayata dair listeler.. hayatın listeleri, hayat listesi, hayattakiler listesi, "haydaaaa, liste!", hayta bir liste..

listelemek.. yazılı olan ve olmayan, uzayıp giden listeler..
alisveris listesi..
yapilacaklar listesi..
yapilmamasi gerekenler listesi..
kurallar
atilacaklar / saklanacaklar
gidecek / kalacaklar listesi..

20080109

non sum qualis eram..

"Hani nerede o eski ben.. aah ah.." diye serzenir birileri..

"facile dictu.."

Üniversitedeyken, ağzımın suyu akarak dinlediğim bir derste, "trajedi" ve "trajik olan"ı konu eden konuşmalarımızın birinin sonunda şu kanıya varmıştık: "Her millet kolay kolay trajedi yaşayamaz. Bazılarınınki olsa olsa melodram olur.."

Şimdi benim karşımda yunan tanrıları olaydı, işim kolaydı. Meydan okurdum hemen Zeus'a, çekeceğim acı somut olarak önüme geliverirdi, ben onu bilirdim, o da beni.. Ciğerimi deşecek bir kartal mı olurdu, Cerberus'un koca ağzı mı, bilemem.. Yaptıklarımdan dolayı mükafat mı beklemeliyim, pişman mı olmalıyım çelişkisinde sürüklendikten, iki arada bir derede boğulduktan sonra da bana "trajik" derlerdi, olur biterdi.
Yerimizi yurdumuzu bilirdik..

Bu o kadar boktan bir şey ki, "bilmek" mümkün değil. Adeta ben kendim acı oldum, beni çekecek adresleri bir bir arıyorum, ama hiçbirini bulamıyorum.
Bir kayıtsızlıktır gidiyor. Duygusal aşırıklar yok. Ne üzüntü, ne sevinç..
Gizliden gizliye onlar da şöyle düşünüyor:
"Vah zavallı. Sonradan çok büyük bir patlama yaşayacak.."
Bu hal, seneler boyu, 7/24 sindirilmiş bir kabullenmenin neticesi. Bir nevi cevaplanmış bir soru, tatmin olmuş bir açlık.. İdrak ve yaşananlar eşzamanlıydı hep. Şok edici bir şey yok ortada. Dolayısıyla şaşırıp patlayacak, çatlayacak bir durum da..
Gözünün önünde yavaş yavaş kaybolanları kabul etme hali var.
"her gün ölmek" der bazıları ..

Seneler boyu öngörülerle, öngörüntülerle yaşamak.. Hep kulaklarımda yankılanan "providentia" ve "praevidentia" arasındaki çizgiyi bizzat belirlemek.. Tanrısal da olmamak, insansı da..
Öngörü, öngörüntü, önsezi, "önüm arkam sağım solum sobe".. Ulan saklambaç mı bu?
Öyle bir saklambaç ki, oyunu kuran benim arkama saklanıyor.. Veya kovalayan benim, ve bu da öyle bir kovalamaca ki, Azrail Port Antonio'da yan gelmiş yatarken, ben onun orağını sallayıp duruyorum..
Kendi ellerimle doğuruyorum, büyütüyorum, sonra da kendi ellerimle gömüyorum..

O yüzden benim canlarım, cancağızlarım;
ben sonradan patlamam. O patlamayı yaşayamam. Öyle bir sindirmişim ki her şeyi, hiçbir şey mideme dokunmaz.
Eh öyleyse, siz de bana dokunmayın. Beni oradan buradan duyduğunuz psikolojik terminolojilerinize bulaştırmayın..
Görünüşe aldanmak tecrübesizin düşeceği bir tuzaktır.
Yaş, tecrübeyle harmanlandığında değer kazanır.

Öyle ki, bu cümlenin sonuna geldiğimde bile zaman geçmiş olur, ben de bambaşka biri olmuş olabilirim..