20110927

to whom it may concern

bana izlememi söylediğin "kaybedenler kulübü"nü dün gece bitirdim.

sen sana söylediğim iki filmi ne zaman, nerede, ne şekilde izlersin, izler misin; hiç bilemiyorum.
gerçi, acaba adlarını hatırlıyor musun? sanmıyorum.
neyse. zaten mesele o değil. o, mesele değil. cümleyi böyle kurunca daha iğneleyici, daha s*kine sallamaz bir tavır oluyor, değil mi?

bahsi geçen adamları; kaan ve mete'yi bizzat tanır mısın, bilmem. ben tanırım.
kaan'ın bastığı kitapları hiç okudun mu diye sorsam; kendime gülerim. mete'den plak aldın mı acaba diye düşünsem, daha beter.
richard brautigan ile başlayıp belki tolkien ile devam eder, oradan oruç aruoba'ya geçersin diye de düşünürüm ama bilirim ki hayal kurarım. tıpkı seni ve bir çok şeyi en saf haliyle kafamda kurduğum gibi.

kendini edebiyatla, müzikle, nesnelerin ve dünyanın güzellikleri ve ifade şekilleriyle donattıysan, biriktirdiklerin bir gün elbet gırtlağına kadar gelir. kusmak istersin. (olumlu yönde, üzülme.)
ben her gece kendimi etrafına zorla sardığım aklım ve sanrılarımla cebelleşiyorum. sandık sandık birikmiş anasını satayım hepsi, kusacak vakit bulamamışım hiç.
anca bunları işte... ("olumlu yönde" demiştik, değil mi?)
hayatım boyunca, keyif almanın kafasına öyle müptela olmuşum ki ne ota, ne alkole sarmışım kendimi.
iki cin-tonik içiyorum, bülbül gibi şakıyorum.
sonra diyorlar "ne kıyak kız lan, şu ayşe." kıyak mıyak değilim.
bir kayığım vardı, evet. denizlere açılmış gidiyordum, tepetaklak oldu alet.
ben de yüzmeyi öğreniyorum balçık gibi boklu sularda, ne yapayım?

ne diyorduk?
kendine kattığın, sistemine soktuğun pek bir şey yoksa, istediğin kadar parmakla, safradan başka şey görmezsin klozette.
gerçi safra da çekici gelir bazısına. günü kurtarır, kafa yormaz, "ver" dersin verir. alırsın, verirsin. bilemedin iki satır şarkı söylersin "sen mi alamadın, ben mi veremedim" diye.
kadıköy'deki kadınlar ve erkeklerin leş ilişkilerine orta parmağımı gerdirdiğim hikaye, tam da orada başlıyor işte.
bu yeni yetme zamanlarda, o boş kafalarla onlar hep sanıyor ama bilmiyorlar. bilmeyince hep karanlık, boşluk, kof bir yalnızlık.
bu böyle tavuk, götü ve yumurtası üçgeninde gidip geliyor. başıboş atlar gibi sağa sola vuruyorlar, vurduruyorlar. "lö göğte lö poğmpa!"
ne ekmek var, ne eklemek. sadece yemek, yutmak, sindirmek ve sıçmak.
sifonu çekerken geride bıraktıklarına el bile sallamazlar.
diyoruz ya, "çocukken daha akıllıydık" diye. haklıyız en azından bu konuda.

herif diyo ya "rakınrol-ot-bok derken ne kadar aşık olduğumuzu fark edememişiz.."
götümüze kına yakalım be abi! ha**iktir oradan bir zahmet!

bir zaman olanlar şu anı ne kadar etkileyebiliyor? hiç.
adamın ruhu bir kere çıktı mı burnundan, diri diri kalıyor bedeni hayatta ama gözünün feri sönük, heyecanı yitik. tıpkı sen.
gözlerinden içeri baktığım adam, eskiden gördüğüm adam değil. yazık mı? bana pek değil. daha çok, sana.
suçlu ararsam; "o zamanlar gördüklerime inanmakmış bugünkü üzüntümün en büyük sebebi" derim ama uyanana kadar.
içinde gördüğüm ve seni milyarlardan ayıran o minicik şey mi beni böyle yerden yere vurmuş olan?
şimdi aynı minik şeyi bende görüp okşamak isteyenlerin ellerini ısırıyorum. yaraları hep derin, ağlak ağlak yüzüme bakıyorlar.

şimdi sen, saat gibi tıkır tıkır işleyen makina, ben kuyruğu tele takılı uçurtma.
şaşırtır beni zamanın başkalaştırdığı her şey ve herkes. dondurucu kanın akıntısında boğulmamak ne mümkün!
şu meşhur magazin dergisindeki 'arkadaş listeleri'ne, bazı üç-on karıların vakti zamanı geldiğinde yeniden eklenmesidir beni ayrıca donduran ve laflarımı çirkin memelerine doğru birden otuzikiye kadar attırmamın sebebi.
imamın cemaate emridir "ilişkisi biten gencin dramına teselli niyetine koşarak gitmek."
genç açmıştır ya kollarını, çarmıhtaki isa gibi yara bere içindedir ama fark eder mi?
imam-çarmıh çelişkisini basmaz kafası.

gerçi, aynı teselli ikramiyesi, benim başıma da geldi. hiç tahmin edemeyeceğin arkadaşların bile talip oldular çekilişe, kuraya.
bir bireyim, özgürüm, zapt edilemezim, deliyim, bozuğum, heyecanlıyım diye şarkıya kendini çok kaptıran enayi dansçılar gibi hepsi. yanar döner. kendilerinin sandılar.

başka suçlular ararsak; ben sadece netlik, arkadaşlık, seni her şeyden ayrı görmemin sırtı güvende olsun istedim.
buna mukayyet olalım istedim; aklımıza olmaya çalıştığımız kadar.

daha çok seveceğim ve güvenebileceğim -ki sevmekten yücedir kafamda- ne var bu hayatta, bilmek istiyor muydum?
ya da daha çok üzebilecek?
annemi gönderdim, tesellim sendin. seni gönderdim, tesellim kendim.
giderken öyle bir kapanmış ki bazı kanallar, şimdi onlar küçük bir düğme arıyorlar sevgi, güveni açabilsinler diye. kapattığın o koca şalterleri görmüyor kimse.
ben de tanıdık ve eski bir program oynatıyorum artık:
"karıncaların istilası".

film beynimin içinde bunları estirdi, başka şeyleri değil.
bunları okudun ve utandıysan ve bunu zayıflık sandıysan, aldanırsın.
sana daha net konuşan birini bulursan, öp de başına koy. indirme oradan.
iddiaysa bu, ciğerini bilenin ağzından çıkanlar, hala az bile.

sen zaman içinde ne kadar gerçek idiysen, ben o kadar utanmıyorum yazdıklarımdan.
böyleyim ben. kalbim, aklım, dilim. kurdun ensesi kalın.
ama okuduklarını sadece kendine çeker, oradan bakarsan iki misli aldanırsın.

hayatın, ondan aldıkların, alamadıkların, telaffuz ettiklerin ve götün yemediği için edemediklerin... hepsi beraber kutlu olsun.
sen hayata çalışmaya devam et, sınav sorularını hazırlayanı ben tanıyorum.


not: dediğimi anlarsan, kralsın!

2 yorum:

slngln dedi ki...

ulan filmi seyretmeye bile gerek kalmadi ha! zaten ne olacagini asagi yukari biliyorduk. bilmiyor muyuz? coook iyi biliyoruz...

asik misim lan ben?! HEEE..... oyleymisin! sonunu soylemissin filmin de iyi olmus ayse. iyi valla ben memnunum da... bu yazi biraz dokundu bana. acitti bazi seyleri hatirlatti kasindi yaralar bereler. yerlerinden hoplayan golgeler... olsun.

guzel olmus bu yazi. varsin dokunsun. gercek olsun. yeter! (yeter).

Nesta dedi ki...

film hiç bilmediğin, bilemeyeceğin bir şeyi anlatmıyor zaten.
üzülecek bir şey yok -eğer ah filmi izleyemeyeceğim gibi düşünüyorsan-hem ben istediğim kadar anlatayım, başkası izleyince anlayacağı şey her zaman farklı olacaktır.
amnesia in litteris!
; )

benim mevzum film değil.
vesile oldu bir takım şeylere, o ayrı : )

bu arada, aslında filmin sonunu da söylemedim.
filmin en gerçek olduğu anı söyledim.
sonunu biliyor musun gerçekten? ; )

bir şeyler dokunuyorsa, her şey yolunda demektir.
keyfini çıkarınız.

tam bir 6.45 söylemi oldu. bööeeh!

: )

: )