20090925

bu sefer facile dictu..

Şimdi şöyle bir şey oldu, cumartesi günü anneannem öldü.
Ve bu demek oldu ki, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, babamın ilk eşinden doğma -uzun ömürler dilediğim- 3 abim ve Bursa'da çalışan kuzenim dışında, kan bağımın bulunduğu kimse kalmadı.
Ama bu bir taraftan da şu demek oldu ki, hayatıma dahil olmuş ve zaman geçirmekten hoşlandığım insanlarla, hali hazırda başka bir aile oluşturmuşuz ve bunu yaparken de biyolojik bağlantılara ihtiyaç duymamışız.
Ve bu yine şu demek oldu ki, birlikte yaşayacağımız insanları seçebiliyoruz. Birlikte yaşayamayacağımız insanları da seçiyoruz. Seçimler ve yaşantı yeterince bağlantıya sahipler..

Hayatımın bu evresinde, bir şeyleri tek başına yapmaya kalkmamdan ve yapmamdan; sorgusuz sualsiz hareket etmemden şikayet eden, alınan, bozulan veyahut şakşaklayan kesim; bunun bir phantasmagoriadan ziyade, bir gerçeklik olduğunu umarım idrak etmişlerdir.
Kendi tersliklerinin benim düzüm, kendi anormalliklerinin benim normalim olduğu ve tam tersi üzerine bir takım ufak kırıntıları -yine umuyorum ki- görmüşlerdir.

Şekillenmenin sonsuzluğu ve -bana sorarsanız- rehaveti içinde yaşamımı sürdürürken bir takım müdahalelerle sağa sola savrulduğum bir gerçek.
ve bunun nihayetinde bazıları hatırlar "non sum qualis eram" diye hayıflanmaktaydım..
Şimdi, yaşadıklarım üzerinde tekrar düşündüm ki aslında gayet de "sum qualis eram".
Ve beni; olmadığım, olamayacağım şekillerde görmek isteyenlerin, bu isteklerinin gerçekleştiğini görmelerine herhangi bir olanak yok. Üzgünüm.

Canlılara karşı duyduğum bitmek tükenmek bilmeyen sevginin yanı sıra; değişmem, başkalaşmam karşılığında alacağım sevgiye ihtiyacım olmadığını bilerek, hayatımı istediğim ve ihtiyacım olan şekilde yaşamam gerektiği dürtüsüne yenik düşmeye çabalamam, yersiz. Ben o değilim.

"nec tecum nec sine te"... "olmalı mı olmamalı mı? sorgularının arasında büründüğümüz trajik hal ve hayat, verdiğimiz bir cevap neticesinde yeni bir rota çizerek akıp gidecektir.

Şimdi bu kadar laklak ardından, merhemimizi başımıza sürme vakti gelmedi de ne oldu?

2 yorum:

pharaoh dedi ki...

bise solicem ben. hatta dur soyluyorum.. sanirim sen dogruya dogru evrildikce benim ne kadar yanlisa saptigimi gozume sokuyorsun. aslinda oldugum, ve hatta olmam gerekeni bana hatirlatip, kendimle hesaplasmaya sokuyorsun ki beni, su yasadigim iluzyon dunyasinda, renklerin, kokularin ve oyuncaklarin icinde, gerceklik cukuruna dusmeye hic de gerek yok.

ya da belki de, tekrar yasamaya baslamam icin, bir seferde pat diye dusup kafayi iyice carpmam lazim.

sonuc her ne olursa olsun, seni cok seviyorum, ve iyi ki hayatimda varsin. bilincli olarak kurulmus baglarimizdan bahsettin ya, iste sen oyle duru oyle duzgunsun ki, cidden canimin icisin. kendi ruhum beni yari yolda birakirken, seninkiyle gurur duyuyorum cidden.

murat dedi ki...

Bir önceki yorumumda kullandığım 'kel-merhem' ikilisini bu notun sonunda görmek beni gülümsetti :)

Öte yandan, yine güzel ve önemli noktalar var burada da.

Şu kan bağı ve akrabalık işleri bazen kafasını bozuyor insanın. Aradan biraz zaman geçtiği için bu konuya değinmiş miydim hatırlamıyorum ama yine de ufaktan dokunmak geldi içimden.

Az sayıda veya uzakta olmaları kadar, fazla sayıda ve yakında olmalarının da bolca yanetkileri var bu bio-çevrenin...

Açıkçası, çok az akrabamın bana ve hayatıma yakın dostlarım kadar olumlu katkısı olmuştur.

Çoğunlukla eleştiri, hayatımın çizgilerini çizme, yol levhaları yerleştirip gideceğim yönü tayin etme haklarını (nereden buluyorlarsa?) kullanmayı tercih edip, maddi ve manevi zorluklarımı/zı görme gözlüklerini (yakın mı uzak mı oluyor bilemedim...) bir türlü takmayı becerememişlerdir.

Durum böyleyken kalkıp kendi istediğin gibi direksiyon sallamana şaşırıp içerlemeye devam etmeleri ancak klinik deneylerle açıklanabilir sanırım.

Vehasıl...
Sonuçta neyse ki hâlâ hayatımızın süreçlerini birlikte geçirmeyi seçebileceğimiz insanlar var çevremizde.
Az da olsa, umut var demektir :)

Ciao bakalım...
MG

K.D: deress