20260404

sana söylemek için heveslendiğim ne varsa, soldu gitti. sen göresin diye göğe çizilen bulutlar umrumda değil artık. senin olmadığın bir yerde benim varlığım bir gölgeden ibaret. sahi, seni nerede unuttum? nerede bıraktım elini tutmayı? nerede bıraktın beni;
çarpışan yıldızların görmediği dehlizlerde misin? karşılaşabilecek miyiz bir gün yeniden, hiç bilmediğim bir yolda yürürken? seni, içimde yaşatmaktan başka çarem kalmadı. "sen de benim gibi misin; söyle..."

insanın kendisini bir yerlerde, beklemediği bir anda kaybedişi böyle bir şey işte. bir diğerine yazıldığı sanılan satırları insan kendisine yazmaktadır umarsız bir ruhla. 

20251110

mavi kuş

konacak mı, göçecek mi bilemezsin
kaypaktır güven kuşu.
teleği zeval gördü mü,
söner gider mavi ruhu.
peşi sıra koşsan,
uçurtmayla tutsan
yere de çeksen,
gökte gördüğün o süslü güzel
bir bakmışsın bir tutam çaput;
bir tutam buruk gazel.

20251024

içinde; boş gölgelerin ışığı yuttuğu,

kapısız bir eve aitsin. 

bacasından tüten yalanların 

uzaktaki şelaleler gibi çınladığı-

vahşi ormanların alevlere sürüklendiği..

20250913

the sun sets with no wings, no lashes,
no colors, no clouds..
the picture i have now
compares to nothing i used to see
when you were my only audience, the eye of joy,
reflection and safety.
and i thought it could've been enough.
hand in hand, friends with eccentricities
you, my audience, have no idea now
and i bet you hadn't had, then, either..

20250704

no, thanks.

you belong
where hollow shadows 
occlude the light,
in a house, with no doors
spitting smoke;
where lies,
chime like distant falls,
lure untamed woods into fire..




20250625

makası duydun mu
ortadan ikiye keserken?
işler ve günler
hemen ayrıldı birbirinden.
bir haber geldi ala kargadan,
o gün bu gündür
beş karış havada asılı
duruyor hala gözlerim.
belki de uzakları
böyle daha iyi özlerim.


20250617

adalar denizi

Bir insanın derinliklerinde, tamamen kendisi olduğu ve her ziyaretinde kendisine kavuştuğu bir sahil vardır. Başı sıkıştığında ya da kalbi kırıldığında, zihni götürür onu köpüklü sularına. Yine, öyle bir dünyadır ki burası; kötülüğün nefesini ensemizde hissederken bıçaktan keskin, tehlikenin sessizce yayıldığı karanlık ormanlardan sıyrılır sıyrılmaz, saçlarımızı uysal rüzgarlarıyla okşayan, pırıl pırıl güneşin altında gözlerini kırpıştıran sıcacık bir sahil çıkarır karşımıza. Kocaman kollarını açmış, mıknatıs gibi çekerken yüreğimizi tatlı kokularıyla, hiç ses etmeden ve sorgulamadan ruhumuzu kavrar. Sessiz bir bağ kurulur gecesiyle de gündüzüyle de bu sahilin. Kıvrılınca kucağına, karnımızdaki o demirden düğüm çözülüverir.
Başkaları bilmez mi bu sahili? Kimsesiz midir bu sahil? Bir tek bize mi görünür kaybolur yoksa herkesin kendince bir şeyler bulduğu, çakıl taşları biriktiren bir sahil midir...

Gün gelir, en büyük derdimiz olur bu büyük şansın hissettirdiklerini bir gün kaybetmenin endişesi. Ya gün gelir tamamen yok olursa? Ya koca koca siteler dikip çomaklar sokarlarsa o parlayan gözlerine? Bir zamanlar kaleler yapan gülüşmeler ya sönerse aniden?

Endişenin kehaneti doğrudur. Hepsi gerçekleşir. Fakat her şeyin ve herkesin bir diğerinin algısından ibaret olduğu bu dünyada, endişe duymaksızın sevdiğimiz ve endişe duymaksızın sevildiğimizi bildiğimiz sahiller vardır, bunu kimse inkar edemez. Onlar bilir, biz biliriz. 

Ve her nerede olurlarsa olsunlar, ruhumuzun derinliklerinde herkese ve her şeye rağmen tamamen kendimiz olmaya devam ettiğimizde, bizi bir saniyeliğine kucaklayan bir anıya dönüşmüş olsalar dahi 
o sahiller daima vardır..