20101223

bugün yolda bir kedi buldum. yerde öylece yatıyordu. 2-3 aylık bir erkek kedi.
alıp ofise getirdim, çok üşümüştü. vücudu buz gibiydi. viyaklıyordu. sıcak tuttum. içi stafor köpük dolu bir kutunun içine koydum onu, etrafına pamuklu bir bez sararak sıcak hava üfleyen aleti de mümkün olduğunuda onu pişirmeyecek ama sıcak tutacak bir mesafede tuttum. veteriner geldi. göğsünü dinledi, "ciğerlerinde çok hırıltı var" dedi.
yapılabilecekleri yaptı. ben de parmaklarımı sol kolunun altına yerleştirdim kalbini dinlemeye başladım. ama o iyileşemedi ve çok kısa bir süre sonra can çekişmeden, sakin bir şekilde göçtü. önce nefes alış-verişi durdu, sonra da minik kalbi. garip bir histi. annemi izlemiştim beyin ölümü gerçekleştikten sonra nefes alış-verişlerinin reflekse bağlaması çok acayip bir olay. ruh yok, makina var. çok acayip. burda da öyle oldu ve kalbin sönüşü çok garipti. bir süre sonra kalp bir tane daha atıyor, biliyor musunuz? pıt diye. (ya da ben çok inandım, bana öyle geldi)

hayvanlar ve insanlar göçüp gidiyor. çok ağlıyoruz arkalarından. ben bugün "kediye maksadımı iyi hissettiremedim galiba" diye ağladım mesela. "daha mı sıcak tutsaydım?" da dedim. işe yaramazdı çünkü zaten çok üşümüştü. belki de iç kanaması vardı o yüzden vücut ısısı 35 derecenin altındaydı?
bilmiyoruz ki..

kısacası, her gün yapacak çok iş var. rulo bekleyen müşteriler, yemi biten balıklar, cevap yazılması gereken mailler, x-mas tatiline giren gevrek avrupalılar'a edilmesi gereken küfürler -çünkü maillerine hiç bakmıyorlar ama hayat doğu'da devam ediyor-
bakılması gereken bir bahçe, gidilmesi gereken provalar, uyunması gereken uykular..
ha bir de yapılması gereken yemekler var değil mi? kadınlığın birinci şartı.
seksüelliğinden bile önde gelen: yemek! vay anasını!

bir tas yemek üzerine gaz çıkaracaksınız diye dağıtılan ilişkilere bakınız!
ne acayip işler. ve bunları şakşaklayan yakınlar, eşler, dostlar, aileler..
garip. "insan hiçbir şeydir, yemek her şey!"

çok sinirliyim. kendinize benzemeyene hemen kapıyı göstermenize. sonra bir de utanmadan "ama sen beni istemedin ki!" diye pişkinleşmenize..

beni istemeyen adamın ben nesini isteyebilirim arkadaş??

sizin kurallarınız, alışkanlıklarınız, öğrendikleriniz ve geleneklerinizle yaşamadım; yaşamayacağım. bana karşı bulunmakta olduğunuz serzenişler sadece sizi üzer, vaktinizi çalar. tembellik etmeyip, görmeye alışık olmadığınız şekillere biraz saygı duymanız gerektiğini hatırlatmak görevimdir; yaşları ve yaşınız kaç olursa olsun.

nerden nereye geldik yine.
bak yine kızdım.



sleep tight everyone..

1 yorum:

murat dedi ki...

Sayfanın aşağısına doğru gittikçe bir tür zaman tüneli hissine kapıldım :)
Neyse ki bu durum, senin onları yazma psikolojinden uzaklaştığın varsayımı nedeniyle biraz iç de rahatlatıyor.

Her notunda son derece haklı olduğun noktalar var. Ve aynı zamanda üzerinde tartışılması gereken bir sürü alt metin.

Ben de nedense her seferinde sondan başa cevap yazıyorum.

Baştaki kedi için çok üzgünüm.
Urla'ya geldim geleli çevremdeki kedi sayısı gittikçe artıyor. Sonu nereye varacak bilemiyorum.

Aralarında öldüğünü tahmin ettiklerim (çok şükür görmek zorunda kalmadım. Çok üzülürdüm) ama resmi olarak bilmediğim için bir içimde hâlâ umut taşıdıklarım da var.

Bu tür durumlarda tek yapabildiğim doğanın kanunları karşısında fazla söz sahibi olmadığımız gerçeğini hatırlamak.

Çünkü hayvanlar dünyasında maalesef "only the strong survive" durumu söz konusu.
Bir taraftan, tek gözü kör olmuş kedileri yaşatmaya ve torun torba sahibi etmeye uğraşıyoruz, o da ayrı konu :)

Neyse, işte böyle...