20091026

durgun sazlıklar ve praevidentia ile alakalı: akıldan saniyenin 1/7864 kadar zamanda geçenler..

bana anlatılan şeylerin arka planındakiler konusunda ufak ufak öngörülerde bulunduğum zamanlarda, bu yaptığımdan utanmayla karışık içten içe korkardım. "hiç haddime değil böyle şeyler" diye düşünürdüm.. hislerimi hep bi' taraflara tıkıştırıp "eee, anlatsın bakalım" diye dinlerdim karşımdakini..
şimdi böyle gökten kocaman bir delik açılmışcasına ve kitaplarda tasvir edildiği gibi nur yağmacasına his yağıyor üzerime, gözlerim yanıyor "gör artık APTAAĞĞĞLLL" diye -o "ğ"yi yoğun bir şekilde okuyunuz- inliyor resmen koskoca evren..

evet, etkilenebiliyoruz küçüklüğümüze dair kapalı kutuları işaret eden olaylardan ve insanlardan.. iki çift güzel hikaye dinlemekten.. ama olayların arka planında gelişmekte olan şeylerden sözlü olarak hiç haberdar edilmesek de, bu koca kulaklar ve antenler bir şekilde çalışıyor ve o arka plandaki resmi deşifre etmeye yetiyor ufacık bilgiler.. tabii, biz birleştirmeyi tercih ettiğimiz sürece.

kısa ama şiddetli esen rüzgarın ardından, uzun süre hiç kımıldamaz sazlıklar..
sesi sedası kesilir. kurbağalar hareketsiz durur suyun üzerinde..
su kaplumbağası burnundan ufak hava kabarcıkları çıkararak süzülür, gider..

bizim hikaye de aynen böyle.
durgun dereden geçen şiddetli rüzgarın eşliğinde panayır yerine dönmüştü ortalık, eski tasına, eski hamamına selam edebilir şimdi..


ha bir de, unutmuştum bunu, geçen gün bir şekilde hatırladım:
"don't ever tell anybody anything.
if you do, you start missing everybody.." jds.

2 yorum:

murat dedi ki...

Selam AA :)

Geriye doğru ilerleyişime bir süredir ara vermiştim. Sanırım burada kalmıştım.

Öyle çok şey oluyor ki hergün...
Hem fiilen içinde bulunduğumuz hem de dışarıdan izlediğimiz yaşamlardaki bu yoğun

hareket bazen yoruyor insanı. Nereye bakacağımızı, ne yapacağımızı şaşırıyoruz.

Aslnda gerek nehrin akışını değiştirmek, gerek ışık tutmak, gerekse sadece

dinleyici olarak müdahil olmak istediğimiz o kadar çok ortam ve arkadaşımız var ki,

suçluluk bile duyabiliyoruz zaman zaman...

(Herkes gibi merhem bekleyen başı olan birisi için nasıl bir kendini bilmezliktir

bu yarabbim :) )

Ne yapayım, yapı itibariyle, içine düştüğüm "dünya" adlı bu su birikintisinde,

merkezinde olduğum dışa doğru yayılan tüm halkalara dair ilgi duyuyorum. Böyle

olunca da böylesi çalkantılı günlerde dünya ve ülke meseleleri çokça zamanını

alıyor insanın. İşte bu nedenledir ki bir süredir buralara uğrayamadım.

Sonunda gelmişken biraz yazıp çizeyim bari :)

Bu notta benim için en dikkat çekici bölüm, bazı ufak ipuçlarından karşındakinin

düşüncelerini okuma durumu. Gerçekten, sıkça karşılaştığım birşey bu. İnsanın

içinden "Bırak çevresinde dolaşmayı da ne söyleyeceksen söyle" demek geçiyor böyle

zamanlarda.

Birbirimizi kırmamak için uygun kelimeleri seçmeye çalışmayı ve herşeyi

patavatsızca ifade etmemeyi olumlu buluyorum elbette.
Ama çocuk kandırırcasına bulunan bahaneler ve kafa karıştıran, ne dediği

anlaşılmayan saçmalıklara da katlanmak zor geliyor git gide.

Yani kafasından ne geçtiğini bildiğin bir insanın, uygun şekilde, diyeceğini fazla

uzatmadan söyleyivermesini bekliyorsun. Bilsen de duymak istiyorsun, çünkü "belki

de düşündüğüm gibi değildir" diye ufak bir umut besliyorsun. O nedenle resmi olarak

ifade edilene kadar umudunu kaybetmiyorsun. Ve beklemeyi tercih ediyorsun.

Nadiren de olsa beklediğine deyiyor ama insanın... Çünkü bazen öyle buluttan nem

kapar hale geliyoruz ki herşeyi yanlış yorumlayabiliyoruz.
Her zaman değil ama...
Çünkü yağı suyu yerinde olan, tıkır tıkır işleyen, protein taviyeli beyinler

karşısındakinin bakışlarını, vücut dilini, ses ve sözlerideki titremeleri hemen

farkedebiliyor.
Bu tarz insanlardan olmak hem iyi hem de kötü. Çünkü yoruyor bir yerden sonra.

Neyse, işte öyle, bu not da böyle :)

Ciao
MG

K.D: flanesse

murat dedi ki...

Yorumumu notdefterinde yazıp buraya aktarmıştım ama pek iyi bir fikir değilmiş sanırım, kusura bakma :)